Zirve yolcularına...

 

   Lokman Hekim oğluna; “İki şeyi hemen unut. Yaptığın iyiliği, sana yapılan kötülüğü. İki şeyi hiç unutma. Allah’ı ve ölümü... Yaptığın iyiliği unut ki iyilik yaşasın; sana yapılan kötülüğü unut ki kötülük ölsün. İçimizdeki ejderhayı öldürmeliyiz. Onu besledikçe zayıflarız biz. İç tenimizin asalaklarını öldürdükçe diriliriz. Dışarıda mevsim ne olursa olsun, içerde mevsim hep bahar olmalıdır. Dağın zirvesine ulaşmak isteyenler yol üzerindeki böceklerle uğraşmazlar.

 

   Bir Alman zooloğu, nelerden oluştuğunu anlamak için bir serçe yuvasını dağıtmıştı. Yapı malzemelerini sayınca şu sonuca ulaştı;Yuvanın yapısında 630 uzun at kılı, 1715 daha kısa kıl, 195 kök parçacığı, bir tül parçası, 3 yonca yaprağı, çeşitli büyüklüklerde 20 başka yaprak, 45 iplik ve 35 gr koyun yünü vardı.Bütün bu malzemeler, hem sağlam, hem de yumuşak olan küçücük bir kuş yuvasında bir araya gelmişti.

  

HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ KOLAY DEĞİL,

 

Bir kilo bal; 30 bin arı, 6 milyon çiçek, 20 bin km uçuş demektir. Kuru bir dilim ekmek de öyle.İ nsan biraz dikkatle baksa, orada sürülen, ekilen bir tarlayı, yağan yağmuru, karı, biçilen başakları, değirmeni, fırını, görüp seyreder bir bir…Bakmak görmek değildir…

 

 

Cesaret güç verir ve cesaretin bittiği yerde esaret başlar...

 

   Bir gün bir kurbağa sürüsü koruluğa doğru giderlerken sürüden iki kurbağa derin bir çukura düştü. Diğer kurbağalarda kuyunun etrafına toplanıp arkadaşlarını kurtarmak için ne yapacaklarını düşünmeye başlamışlar fakat kuyudan aşağıya doğru baktıktan sonra fikirlerini değiştirmiş bu kadar derin bir kuyudan o iki kurbağanın kurtulamayıp öldüklerine kanaat getirmişler. Derin kuyuda ki zavallı iki kurbağa ise oldukları yerde amaçsızca zıplayıp durmuşlar Sonunda kurbağalardan biri bu çaresiz atlayıp zıplamalardan ve sürekli ölmelerinin daha iyi olacağını bağıran kurbağa sürüsünden bıkmış ve çukurdan daha aşağılara düşmüş ve ölmüş. Diğer kurbağa ise gücünün yettiği kadar sıçramaya ve tırmanmaya devam etmiş . Onu olumsuz etkileyen kurbağaların bağrışlarını duymamış ve sonunda tüm güçlükleri yenerek çukurdan dışarıya çıkmayı başarmış.

 

İkinci kurbağanın dışarı çıkmasını sağlayan şey nedir?


İkinci kurbağa "sağır" olduğu için ve arkadaşlarının bağrışlarını duyamadığı için onların panik dolu ağız hareketlerinden, onların kendisi için cesaret verici sözler söylediklerini sanmış ve onlar “yukarı gelme, zaten öleceksin” dedikçe, sağır kurbağa bu sözleri “ha gayret başaracaksın, yukarı, daha yukarı” olarak algılıyormuş ve son gayreti ile yukarı çıkmaya çalışıyormuş.

 

Bu hikayeden alacağımız iki güzel ders var:
Bizi yaşama bağlayan yada yasamdan alan her iki şeyde "dilde" saklıdır. Sadece cesaret verici tek bir kelime bile herselini yitiren umutsuz bir insani tekrar yükseltir ve yasama tekrar bağlayabilir. Kişinin cesaretini kıracak tek bir kelime bir söz dahi o insani öldürecek kadar aşağıya çekebilir.

 

Sözlerinize dikkat edin ve kelimelerin gücüne inanın.

 

 

Tırmandığınız kaya ile bütünleşin...

 

   Elli metre yüksekliğindeki dik kaya kütlesinin önünde durdu. Az sonra, uzaktan mermer kadar pürüzsüz görünen bu kayaya tırmanacaktı. Üzerinde hiçbir malzeme yoktu. Sadece ellerini, vücudunu ve ayaklarını kullanacaktı. Ve tırmanışa geçti.

 

   Vücudu bir lastik gibi kolay kıvrılıyordu. Parmaklarının ucunun sığabildiği yarıklardan tutunarak süratle ilerliyordu. Bir kertenkele kadar o koca kaya kütlesine aitti. Kayanın ortasını bulduğunda seyredenlerin nefesi kesildi. Küçücük bir hata hayatına mal olabilirdi. Hiçbir emniyet tedbiri yoktu. Kaya gittikçe dikleşiyordu. O tırmanışını aynı kolaylıkla sürdürüyordu. İnanılmaz bir şeydi bu. Böylesini gören olmamıştı. Malzeme yardımı ile tırmanmaya çalışan iki kişiyi geçti. Onlardan çok önce zirveye ulaştı. Her zamanki tırmanışlarından birini daha bitirmişti.

                                             

   Dağcı: “Kayanın orta yerinde, altımda ölüm; üstümde zirve varken tek bir şeyi düşünürüm. O da bir lokma biraz suyun insanın mutlu olması için ne kadar yeterli olduğudur. Bu düşünce çok hoşuma gider. Konsantrasyonumu bozmayan tek düşüncedir. Bu büyük bir başarıydı. Bu başarını sebebi neydi?“ Tek bir şey"dedi; “Tırmandığım her anı, tırmanmak için hazırlanarak geçiririm. Ama her anı…

 

   “Dimdik kayaları tırmanmaya karar vermişseniz, dağcının dersini unutma. Tırmandığınız her anı tırmanmak için hazırlık yaparak geçireceksiniz. Zihniniz, bedeniniz, hayliniz hep o tırmanış için çalışacak. Ancak o zaman tırmandığınız kaya ile bir kertenkele kadar bütünleşebilirsiniz. Ancak o zaman zirveyi bulabilirsiniz."

 

   Dağcı, tırmanmaya başlamadan önce, bizim için sadece bir maceraperestti. Tırmanırken ona “Bu düpedüz deli dedik. Zirveye ulaştığında ise o hepimiz için sadece bir kahramandı. Sadece bir kahraman…."

 

 

Paraya gereksiniminiz yokmuş gibi çalışın.       

Hiç acı çekmemiş gibi sevin.        

Hiçbir şey beklemeden verin.

Karşılığını mutlaka bir gün alırsınız…

 

İyilik yap, denize at. Balık bilmezse halik(yaratıcı) bilir...

 

   Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde. “Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir” diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders vermişti.

 

“Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.”

 

 

saitcamlica.com'dan yararlanılmıştır.

 

categoria Kategori: Rehberlik | commentoYorum (1) data4/6/2008

Sınav yaklaşıyor, kaygınız tavan yapmasın...

Diyebiliriz ki olaylar karşısında duygularımızın niteliğini ve yoğunluğunu asıl belirleyen şey, olayın kendisinden çok, bireyin ona yüklediği anlamdır.

 

Nefes almakta güçlük çekiyorum. Ellerim titriyor; kendimi kötü hissediyorum. Bir sıcaklık kaplıyor vücudumu. Aklıma ilk gelen “Ya başarısız olursam?” düşüncesi. Bu düşünce ürpertiyor beni. Mahvolurum. Muhakkak başarmalıyım. Başaramazsam ne derler? Annemi babamı düşünüyorum. Bunca emek verdiler. Kazanamazsam ailemin beklentilerini boşa çıkarırım. Onları hayal kırıklığına uğratırım. Geçen gün annem yine: “Yaşar dayının oğlu Furkan Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanmış. Aman yüzümüzü kara çıkarma!” dedi. Yüzlerini kara çıkarmamam gerekiyormuş. Başaramazsam ne olur halimiz? Başarmam şart.

 

Başkaları bir oturuşta anlayıveriyor. Bende bir eksiklik var. Kafam çalışmıyor galiba. Gene içim sıkıldı. Ellerimi ovuşturmaktan, parmaklarımı çıtlatmaktan dikkatimi derse veremiyorum. Kaygımı azaltmak için ne yapmalıyım bilmiyorum. Ailemi mutlu etmek için mutlaka başarmalıyım. Ama bazen çok düşüyorlar üzerime. O zaman “Artık yeter!” diye bağırasım geliyor.  Ne yaparsam yapayım onların arzuladığı çocuk olamıyorum. Bazen onlar çalışmalarımın nasıl gittiğini sordukça hırçınlaşıyorum. Off! Kimsenin, başta anne ve babamın yüzünü kara çıkarmamalıyım.

 

Sınav salonunda yerimi aldım. Sınava girerken neler yapmam gerekiyor tam bilmiyorum. Avuçlarımın içi sırılsıklam, boğazım kuruyor, yutkunmakta zorlanıyorum. Dikkatimi bir türlü toparlayamıyorum. Etrafta bir uğultu var sanki… Cevap formu ve sınav kitapçığı dağıtıldı. İçimden bakmak gelmiyor. Acaba sorular zor mu? İlk soruyu okuyorum; aman Allah’ım bilmiyorum. Eyvah; yapamayacağım galiba! Hata yapmamalıyım, bu soruyu mutlaka yapmalıyım. Artık nefes darlığı hissediyorum. İşte beklediğim başıma geldi. Olmayacak bu iş diyorum. Birden annem, babam geleceğim ve yitirdiklerim aklıma geliyor…

 

Bu örnekte yaşananlar sınava giren birçok öğrencinin öyküsüdür. Sınav ile ilgili öğrencinin duygu ve düşünce durumunun tasviridir. Sınav burada bir kişilik, olmak ya da olmamak meselesine dönüştürülmüştür. Oysa sınav belli bir konuda kazanılmış bilgilerin ölçümüdür. Peki, neden bu yorumlarda ve anlamlandırmalarda farklılıklar oluyor? Nasıl oluyor da sınavı bilgi ölçümünün yanı sıra, kişilik ölçümü olarak değerlendiriyor gençler. Kaygı olarak ele aldığımız bu durumun fiziksel, zihinsel ve duygusal belirtileri nedir? Ailenin kaygıyı artırmada etkisi nedir?

 

Bu durumu yaşamak istemeyen öğrencileri ve bu sürece olumlu katkıda bulunmak isteyen aileleri, kısaca bu sorulara cevap arayan herkesi bu yazıyı okumaya davet ediyoruz. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, kaygı tamamen de kötü bir psikolojik durum değildir. Çünkü yapılan araştırmalarda belli bir düzeyde olan kaygının, bir başka ifadeyle fiziksel ve psikolojik dengesizlik meydana getirmeyen kaygının, öğrenme aktivitesini olumlu etkilediği görülmüştür. Bu nedenle tamamen kaygısız, dertsiz olma da öğrencilerin faydasına değildir.

 

Aslında yukarıda öğrencinin yaşadığı belirtiler, kaygının artmasına neden olan

faktörleri ve bu artışla beraber ortaya çıkan zihinsel, fiziksel ve psikolojik değişimleri özetlemektedir. Diyebiliriz ki olaylar karşısında duygularımızın niteliğini ve yoğunluğunu asıl belirleyen şey, olayın kendisinden çok, bireyin ona yüklediği anlamdır. Burada birey, olaya somut bir tehdit anlamı yüklüyorsa kendini korkutuyor, kişiliğine karşı bir risk veya tehdit anlamı çıkarıyorsa kendini kaygılandırıyor diyebiliriz. Kaygının belirtileri; dikkati toplayamama, gelen uyaranları algılamada güçlük çekme, adaptasyon sorunları ve unutkanlık, avuç içlerinin terlemesi, mide kasılmaları, somatik (bedensel) tepkiler, alınganlık ve eleştiriye karşı aşırı hassasiyet, olaylara ve kişilere güvensiz yaklaşım, tutarsız tepkiler şeklinde kendini gösterir.

 

Bu kaygıları etkileyen iç ve dış faktörleri iyi tanımak, kaygıyı kontrol etmede yardımcı olacaktır. İç sebepler; mükemmeliyetçi kişilik özellikleri taşımak, benlik algısına yönelik, “yine kötü olacak, ben zaten başarısız biriyim” şeklindeki olumsuz iç konuşmalar olarak özetlenebilir. Öğrenci, sınavı adeta bir kişilik meselesi haline getirir. Bu durum benlik algısını altüst ettiğinden, öğrenci benliğini tehdit altında hissederek kaygının zirvesinde dolaşmaya başlar. Unutulmamalıdır ki sınav, kişiliğin değerlendirilmesi değil, bilgi ve çalışmanın  değerlendirilmesidir. "Başarırsam hayatımın önemli bir dönüm noktasını aşacağım. Başarısız olmam aptal, beceriksiz bir insan olduğumu göstermez.’’ şeklinde düşünmeyi başarabilen genç, kaygının yıkıcı etkisinden kurtulmuş olur. Bu durumu bir hikayeyle özetleyecek olursak:

 

Kurbağaların yarışı varmış. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış. Seyirciler, yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:
''Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!''
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar.
İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış:
''Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!''
Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve yarışı bırakmışlar. Kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş:
''Bu işi nasıl başardın?''
O anda farkına varmışlar ki; kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

 

Demek ki öğrenciler olumsuz mesajlara karşı kulaklarını tıkayıp hedef odaklı düşündükleri takdirde başarılı olabilirler.

 

Kaygıyı tetikleyen dış sebepler; ailenin, yakın çevrenin, okul ve dershanenin aşırı beklentisi, ekonomik kaygılar, popüler kültürün etkisi ve diğer fiziki çevre faktörleri olarak sıralanabilir.

 

 

 Sınav Kaygısında Aileye Düşen Görevler

 

Ergenlik dönemine denk gelen sınavlar öğrencilerin duygu, düşünce ve davranışlarında önemli bir etkiye neden olmaktadır. Bu dönemin sağlıklı yaşanmasında en önemli rol kuşkusuz ailelere düşmektedir. Benlik algısı sağlıklı

ve özgüveni yüksek bir öğrenci, sağlıksız kaygı durumlarını pek yaşamaz. Bunu sağlayan yapı ailedir. Ailenin vereceği mesajlar öğrencinin ruh dünyasına doğrudan etki etmektedir. Örnekte gördüğümüz gibi ailenin beklentileri ve söylemleri kaygı düzeyini büyük ölçüde etkilemiştir. 

Öncelikle ailenin aşırı beklentiye girmesi ve iletişimini bu doğrultuda kurması, öğrencide kaygının yükselmesine neden olmaktadır.

 

Bu kritik dönemde ailelere düşen görevlerin başında, öğrencide kaygıyı artırıcı ifadelerden kaçınmak gelmelidir. Bunlara örnek olarak; “Yapılan masrafları boşa çıkarma.”; “Bak, amcanın çocukları nerelere geldi!”; Ben senin gibiyken…”; “ Sen bu gidişle adam olmazsın.”;Bu sene de sınavı kazanamazsan…”; “Aman oğlum bizi mahcup etme.” gibi ifadeler verilebilir. Aslında anne-babalar bu telkinlerle genci motive ettiğini sanmaktadırlar. Oysa bu durum öğrencilerin kaygılarını artırıp başarı performansını düşürebilmektedir.

 

Bir diğer husus, ailelerin gençlerden beklentilerinin makul düzeyde olmasıdır. Aile, yaptığı mesleği veya kendi idealindeki bölümü okuması için gence açık veya gizli baskıda bulunmaktan kaçınmalıdır. Sınavın bir araç, esas amacın mutlu ve sağlıklı bir yaşam olduğunu unutmadan karşılıksız sevgiyi yaşamaya ve yaşatmaya gayret etmek gerekir.

 

Kaygıyı azaltmak için bazı tavsiyeler

 

S       Öncelikle hayata ve olaylara olumlu yönden bakın

S       Hayatı tek seçenekli düşünmeyin. Sınavı mutluluğun ve başarının tek şartı olarak görmeyin. Alternatif bakış açınız olsun

S       Beslenmenize dikkat edin. (Fast-food ve asitli içeceklerden uzak durun, Protein, B vitamini, lifli gıdalar vb. besinler almaya özen gösterin)

S       Hafif egzersizler ve açık hava yürüyüşleri yapmaya çalışın. Ağır sportif faaliyetlerden uzak durun

S       Günün belli dönemlerinde nefes egzersizleri yapın

S       Potansiyelinize göre hedefler belirleyin

S       Konuştuğunuzda rahatlayacağınız kimselerle birlikte vakit geçirin

S       Uyku düzeninize dikkat edin

S       Su ve toprakla temasınızı sıklaştırın

S       Mutlu olduğunuz dönemleri hatırlamaya çalışın

S       Sınava günler kala sınavdan ve sınavın olumsuz etkilerinden konuşmaktan kaçının

         

    Suat Bayaz
    Uzman Psikolog

categoria Kategori: Rehberlik | commentoYorum (yok) data27/5/2008







Milli Eğitim