Tehcir Kanunu ve Asılsız Ermeni Soykırımı İddiaları...

Tehcir kanunu: Osmanlı Devleti'ne karşı casusluk ve hıyanetleri görülenlerin, ayrı ayrı veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere "sevk ve iskanı" için 27 Mayıs 1915'de çıkarılan kanun.
 

      O dönemde Ermeni isyanları ve Ermenilerin müslümanlara karşı giriştiği katliamlar hat safhadaydı. Ayrıca 1.Dünya Savaşı’nın tüm şiddetiyle sürdüğü bu dönemde özellikle Doğu Anadolu’da Ermeniler Osmanlı ordusunu cephe gerisinden vuruyor ve Rus ilerleyişini kolaylaştırıyorlardı. Ayrıca Ermeni çeteler köylerimizi basarak savunmasız ihtiyar, kadın ve çocukları hunharca katletmekteydiler. İşin acı tarafı yüzyıllarca aynı topraklarda kardeşçe yaşadığımız Ermenilerin nasıl bu hale geldikleriydi. Topraklarımızı parçalamak ve ele geçirmek isteyen sömürgeci devletler özellikle İngiltere ve Rusya Ermenileri kendi çıkarları uğrunda bağımsızlık vaadiyle kandırmışlardı. Durum artık kabul edilemezdi ve Ermenilerin yarattıkları sorun derhal çözülmeliydi. 1915 yılında olaylara karışan bütün Ermeniler Tehcir Kanununa dayanılarak Suriye’nin kuzeyine zorunlu göçe tabi tutuldular. İşte uygulanan bu zorunlu göç olayı elbette Osmanlı’nın en doğal hakkıydı. Çünkü bir devlet iç ve dış güvenliğini sağlamak zorundadır. Günümüzde bu olay Ermenilerin büyük çoğunluğu tarafından ‘Türkler, Ermenileri soykırıma uğrattı.’ şeklinde dünyaya yansıtılıyor ve maalesef büyük bir propagandayla bizim aleyhimizde kamuoyu oluşturuluyor. Bu durum büyük bir iftira olduğu gibi tarihi açıdan da çok rezil bir çarpıtmadır. Çünkü ortada bir soykırım olabilmesi için devlet eliyle toplu bir katliam yapılmış olması gerekirdi. Ancak asla böyle bir olay olmamış, Ermenilerin tüm tahrik ve katliamlarına rağmen, Osmanlı Devleti onların kökünü kazımaya yönelmemiş, yaptıklarının bedeli olarak zorunlu göçe tabi tutulmuşlardır. Göç ettirildikleri yer Kuzey Kutbu veya Sibirya değil, yine bir Osmanlı toprağı olan Suriye’ nin kuzeyidir. Göç yolunda Ermenilerden bazıları ölmüştür. Bunun sebebi ise çeşitli hastalıklar ve çetelerin soygun amaçlı yapmış olduğu saldırılardır. Bu durum dönemin şartlarında olağandır. Ayrıca Osmanlı yöneticilerinin öksüz ve yetim kalan Ermeni çocuklarına yardım edilmesi konusunda bile emirler vermesi bu konudaki hassasiyeti göstermektedir. Silahlı çeteler kurarak devletin bağımsızlığını ve milletin güvenliğini tehdit eden Ermeniler, Osmanlı Devleti’nin onları tebrik etmesini mi bekliyordu. Bu çetelerde yer alıp çatışmalarda ölenlerinde masum sivil sıfatına konmaya çalışılması da ayrı bir utanmazlık. Eli silahlı caniler ne zamandır masum sivil oldu. Asılsız Ermeni Soykırımı iddiaları Türkiye’nin dünya kamuoyunda itibarını sarsmak ve bazı topraklarımızda hak iddia etmek ve dünyada dağınık halde yaşayan Ermenileri bir arada tutabilmek amacıyla yapılmaktadır. Soykırıma uğrayan bir taraf varsa o da o dönemde Doğu Anadolu ve Kafkasya’da yaşayan Müslümanlardır. Bu durum adeta “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.” atasözü gibi. Hem suçlu hem güçlü olmak böyle bir şey olsa gerek. Resmi belgelerde kimin soykırım yaptığı ortadadır ama tarihi kendilerince yorumlamak isteyenler bu belgeler  yerine bir İngiliz savaş propagandası kitabı olan mavi kitaba inanmaya devam etsinler. Ben bu milletin bir evladı olarak en ufak bir suçluluk bile duymuyorum. Tam aksine milletimin o dönemde başına gelenler beni üzüyor. Yunanlıların Batı Anadolu’da yaptığı mezalim, Ermenilerin Doğu Anadolu’da yaptığı katliamlar ve İngilizlerin Mısır esir kamplarında esir Türk askerlerine yaptıkları işkenceler ve daha nice acılar… Bunlar soykırım değil, bunlar insan haklarına aykırı değil, benim devletimin iç güvenliğini tehcir ile sağlaması suç öyle mi? Buna aklı salim kimse inanmaz… Sonuç olarak bu meselenin doğrusunu herkese anlatmalı ve yabancı devletlerin bu iddialarda ısrarcı olmasının nedenlerini iyi bilmeliyiz… Ayrıca yine onların tahriklerine rağmen Ermeni düşmanlığı yapmamamız gerekir. Çünkü kin duygusu insanın sağlıklı düşünmesini önler. Bu iddialardan dolayı bir milletin tamamına düşmanlık beslemek ve çatışma ortamına girmek ancak emperyalist devletlerin ekmeğine yağ sürer. Gereken tepkiyi vermek ve iddialara karşı dik duruşlu olmak yeterlidir. Bunun için bu konuda yapılan çalışmalar çoğaltılmalıdır. Kitap, dergi, makale, dizi, sinema, belgesel vb. yapımlar önemli rol oynar. Bu asılsız iddialarda bulunanları muhatap olarak almamakta iyi bir yanıt olabilir. Çünkü temelsiz düşünce ve iddialar çürümeye ve dinlenmemeye mahkumdur.

                                                                                                            

                                                                                                            Sosyal Bilgiler adına….

                                                                                                                   01.11.2008

categoria Kategori: Tarih ile ilgili makaleler | commentoYorum (yok) data1/11/2008

Türk ordusu Türk milletinin şerefidir!

     Tarihin bilinen en eski düzenli ordusunu Türkler kurmuştur. Doğuştan bir askeri zeka ve kabiliyete sahip olan Türklerin ismi, tarih boyunca “asker” kelimesiyle bir arada kullanılmıştır. Bu yüzdendir ki; “Her Türk asker doğar!” terimi yabancı milletlerin bile kabullendiği bir cümle olmuştur.

     Milli varlığımızın teminatı olan Türk Silahlı Kuvvetleri, Ulu Önder Atatürk'ün izinde emin adımlarla ilerlerken onun kendisine miras bıraktığı üstün seciyeyi, kişilik ve ahlak özelliklerini de büyük bir gurur ve liyakatla üzerinde taşımaktadır. Bu değerli emaneti gelecek nesillere aktarmayı şerefli bir görev kabul etmektedir.


     Türk Silahlı Kuvvetleri, iç ve dış düşmanlara karşı, ülkemizin varlığının ve bekasının en büyük teminatıdır. Bu şerefli kurum, milli varlığımızı korumak için yüzbinlerce şehit vermiş, tarihi şanlı zaferlerle dolu bir ordunun mirasçısıdır. Yüksek karakterini ve üstün seciyesini Türk'ün ayak bastığı her karış toprakta tarih boyunca ispatlamıştır.



Bir milletin bağımsızlık mücadelesinin adı: ATATÜRK

 

 

  

     Avrupalı devletler, Osmanlı Türk Devleti’ni yıktıklarında Türk milletinin de tarihten silinip gideceğini düşünüyorlardı.1914-1918 yılları arasında olan 1.Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı’yı yıkma emellerine ulaştılar ama Türk milletini tarihten silemeyeceklerdi.Çünkü köklü bir geçmişe sahip bu milletin Atatürk’ü vardı.Osmanlı’nın son günlerini yaşadığını gençlik yıllarında fark etmekte zorlanmayan M.Kemal Atatürk, daha o günlerde ileride kuracağı çağdaş ve bağımsız Türkiye’nin inancındaydı.Bu kahraman,bir devleti yıkmakla, bir milletin yok edilemeyeceğini tüm dünya’ya gösterecekti.Bu yazıda, Ulu Önderimizin, Çanakkale ve özellikle Kurtuluş Savaşı’ndaki mücadelesi anlatılmıştır.Atatürk diyor ki: “Türkiye halkı asırlardan beri özgür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir.Bu millet bağımsızlıktan yoksun yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”(21 Haziran 1922)

                                                  

MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE’DE İŞ BAŞINDA

 

 

       Çanakkale cephesi, 1.Dünya Savaşı sırasında İtilaf devletlerince açıldı.Cephenin açılma nedeni, İngiltere ve Fransa’nın Boğazlar yolu ile Rusya’ya yardım etmek istemeleriydi.Aynı zamanda, İstanbul ele geçirilecek ve Osmanlı Devleti dize getirilecekti.

        İngiliz ve Fransız donanmalarının 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazı’nı geçme girişimleri, ağır yenilgiyle sonuçlandı. İtilaf Devletleri deniz harekâtında uğradıkları büyük yenilgi üzerine, karadan taarruza geçerek "Eceâbad" yarımadasını istila suretiyle Boğaz savunma mevzilerini düşürüp, donanmalarına deniz yolunu açmaya karar verdiler.Osmanlı Devleti ise, düşmanın kara harekâtına girişeceğini sezmiş bulunduğundan 5. Orduyu kurmuş, komutanlığına da Alman generali Liman Von Sanders'i tayin etmişti. İşte bu ordunun 19. Tümen komutanlığına da yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) Bey getirilmişti.

 

 Arıburnu Çıkarması ve Conkbayırı Savaşı : Beşinci ordu komutanı Liman Von Sanders Paşa, çıkarmanın Saroz Körfezi kıyılarına yapılacağını düşünüyordu. Yarbay Mustafa Kemal Bey ise, çok isabetli bir sezgi ile çıkarmanın Arıburnu'na yapılacağını tahmin etmiş ve komutanlarını uyarmıştı. 24-25 Nisanda Arıburnu çıkarması yapıldığı zaman, buradaki Türk birliklerinin sadece bir gözetleme bölüğü vardı. Bunlar cephaneleri bitene kadar çok üstün kuvvetlerle çarpıştıktan sonra çekildiler. Düşmanın amacı, yarımadanın en yüksek ve stratejik önemi olan Kocaçimen tepesini ele geçirmekti. Bunu başardıkları takdirde Boğaz savunma sistemi çökebilirdi. İşte bu son derece kritik anda, 19. Tümen komutanı Yarbay Mustafa Kemal Bey, asıl tehlikenin nerede olduğunu anlamış, ihtiyatta bulunmasına rağmen, inisiyatif kullanarak Kocaçimen Tepesi yönünde hemen harekete geçti. Liman Von Sanders Paşa ise, Mustafa Kemal Bey'in kuzeye hareket etmesini emrediyordu. İşte Çanakkale harekâtının dönüm noktası bu andı. Mustafa Kemal Bey, ya emri uygulayacak ve general Hamilton'un planı başarı kazanacaktı, ya da emirlerin dışına çıkıp, inisiyatif kullanarak kendi yönünde hareket edecekti. Mustafa Kemal, çekilmekte olan gözetleme birliklerini durdurup düşmana karşı vaziyet aldırarak Anzakları durdurdu. Aynı anda 19. Tümene bağlı 57. Piyade alayını derhal o bölgeye kaydırdı. Karaya çıkan düşman 8 taburdan fazladır. Mustafa Kemal Bey'in elinde bu kadar kuvvet yoktur. Fakat derhal süngü taktırır. Bir dakika sonra orada tarihi taarruz emrini verir. "- Size ben taarruz emretmiyorum ; ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir." Nihayet şiddetli Türk taarruzuyla başlayan kanlı çarpışmaların sonunda düşman kıyıdaki son sırtlara kadar geri püskürtüldü. Bu savaşta en sıkışık anda ilk taarruza geçen 57. Alaydır. Onlardan bu gök kubbede bâki kalan bir hoş sadadır. Çünkü Çanakkale Savaşı'nda 57. Alayın tamamı şehit düşmüştür. Düşmanın kaybı ise 20.000 in üstündedir. Anafartalar Çıkarması Boğazı geçemeyen düşman kuvvetleri, verdikleri büyük kayıplar yüzünden savaştan vazgeçmeyi düşünmeye başlamışlardı. Ancak bu karar Dünya Savaşının sonucunu etkileyebileceğinden harekâtın canlandırılmasına karar verildi. 6 Ağustos 1915 gecesi İngiliz ve Fransız kuvvetleri Anafartalar bölgesine çıkarma yapmaya başladılar. Esad Paşa, Arıburnu kesimi, Kuzey Grubunun başında bulunuyordu. Anafartalar'daki Tümenler Grup Kumandanlığını ise Yarbay Mustafa Kemal üzerine aldı. Güney Grubunun başında da Esad Paşa'nın kardeşi Vehip Paşa bulunuyordu. Bu iki kesimde de aylarca devam eden çok şiddetli çarpışmalar oldu. Bu yeni düşmana karşı koymak için Saroz mıntıkasında bulunan Miralay Fevzi Bey komutasındaki 7. Ve 12. Tümenler getirildi. Fakat Fevzi Bey, bir gün önce kıtaların 40 kilometrenin üstünde yol yürümesi nedeniyle taarruzu 9 Ağustos gününe erteledi. Liman Von Sanders Paşa, hemen geceden hücuma geçilmesini emrettiyse de, Fevzi Bey, askerin çok yorgun ve dağınık bir halde bulunduğundan bahisle, geceleyin toplayıp dinlendirmek ve sabahleyin taarruza geçmek için izin istedi. Bunun üzerine Liman Paşa, Fevzi Bey'i görevden alarak yerine Mustafa Kemal Bey'i getirdi. Mustafa Kemal Bey, derhal tertibat alarak, gerekli emirleri verdi. Bu kumanda değişikliği son derece isabetli olmuş ve ertesi sabah yaptığı mukabil taarruzla düşmanı âdeta olduğu yere mıhlamıştır. O'nun sabaha karşı başlattığı âni taarruz karşısında düşman silahlarını bile kullanmaya vakit bulamadan ezilmiştir. İstediği sonucu almış olan Mustafa Kemal Bey, saldırıyı durdurup, birliklerini Conkbayırı ve Şahin Tepe'ye yerleştirdikten sonra, 16 Ağustos'ta Anafartalar'ın sağ yanından yapılan tehlikeli bir taarruzu da durdurmayı başardı. Böylece düşman 21 Ağustos'ta yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı. 7 Kasım 1915 tarihinde de Çanakkale'den tamamen çekilme kararı alan İtilaf Devletleri, 134.000 insan, 393 ton ve 500 hayvandan oluşan kuvvetini büyük bir ustalıkla aşamalı olarak geri çekmeyi başardı. Gelibolu Yarımadası üzerindeki düşman kuvvetleri 19/20 Aralık 1915 gecesi Anafartalar ve Arıburnu cephesinden, 8/9 Ocak 1916 gecesi de Seddülbahir'den çekilip gittiler.

        Çanakkale savaşları, üstün düşman kuvvetleri karşısında bile, iyi komutanların elinde  Türk askerinin yenilemeyeceğini bütün dünyaya gösterdi.Çanakkale ruhu, aynı zamanda Milli Mücadele ruhunun başlangıcı oldu. Gazi Mustafa Kemal Paşa da Çanakkale'deki Türk askerini Ruşen Eşref Bey'e şöyle tasvir etmektedir : "Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bomba Sırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Mütekabil siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm muhakkak ... Birinci siperdekiler, hiç biri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor. İkincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şâyân-ı gıbta bir itidâl ve tevekkülle biliyor musunuz ? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor, sarsılmak yok ! Okuma bilenler, ellerinde Kur'an-ı Kerim, cennete girmeğe hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şâyân-ı hayret ve tebrik misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."

 

KURTULUŞ SAVAŞI VE ATATÜRK

 

        

        Türk Kurtuluş Savaşı; ülke bütünlüğünü korumak, ulusal egemenliğe dayalı, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak için tüm ulusca girişilen, çok cepheli bir savaştır. Kurtuluş Savaşı; Osmanlı Devleti’ni yok eden, Türklere yaşam hakkı tanımayan 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması sonucu Türk milletinin bir ölüm-kalım mücadelesi olarak başlamıştır.Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisini belirleyen Mondros Ateşkes Antlaşması

(30 Ekim 1918) ile Anadolu ve Trakya her türlü işgale açık bir duruma geliyordu. Çünkü

Mondros ateşkes hükümleri galip devletlere gerekli gördükleri her yeri işgal etme hakkı tanıyordu.Mondros Ateşkes antlaşmasının hemen ardından işgaller başladı. Bu antlaşmanın 7 inci maddesine göre, İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durumu bahane ederek istedikleri bölgeleri işgal edebileceklerdi.

         Boğazlar İngilizlerin kontrolüne geçti. İngilizler Çanakkale, Musul, Batum,  Antep, Konya, Maraş, Samsun, Bilecik, Merzifon, Urla ve Kars’ı işgal ettiler. Fransızlar ise; Trakya’daki demiryolunun önemli istasyonlarını, Dörtyol, Mersin, Adana ve Afyon istasyonunu işgal ettiler. İngilizler tarafından işgal edilen, Güney Doğu’daki bazı iller daha sonradan Fransızlara terk edilmiştir. İtalyanlar ise Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i işgal ettiler. Konya ve Akşehir’e de asker yolladılar. Mondros Mütarekesi’nin Doğu Anadolu’da 6 vilayetin Ermenilere bırakılacağına ilişkin maddesi  Ermenileri harekete geçirdi. Ermeniler kurdukları Alaylarla Doğu Anadolu’da yayılmaya ve  bölgedeki Türklere zulüm ve baskı yapmaya başladılar. Kozan, Osmaniye, Mersin ve Adana’ya Fransızlarla birlikte Ermeni çetecileri de geldi.

       Yunanlılar kendilerine vaat edilen Ege Bölgesi’ni ele geçirmek üzere, İngiliz, Amerikan ve Fransız savaş gemilerinin koruması altında, 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgale başladılar. İzmir’in işgaline tepki olarak gazeteci Hasan Tahsin tarafından düşmana atılan ilk kurşun Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı olmuştur. Daha sonra Yunanlılar 3 koldan Ege Bölgesi’ni işgale başladılar.

       Gelişmeleri yakından takip eden Mustafa Kemal Paşa, Türk Halkının ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız ve şartsız olarak bağımsız, yeni bir Türk devleti kuracak güçte olduğunu inanıyordu. Padişahın ve İstanbul Hükümeti’nin teslimiyetçi tutumu karşısında kurtuluş yolunun Milli Mücadele olduğunu anlamıştı. Düşman işgallerine karşı bazı bölgelerde gösterilen direniş ve milli teşekküllerin kurulması da onu umutlandırmıştı.

      Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’ya geçmek için bir fırsat aradığı sırada, Karadeniz’deki

Pontus Rum çetelerinin bölgedeki Türklere karşı saldırıları artmıştı. İngiltere asayiş ve sükunun sağlanmaması durumunda bölgeyi işgal edeceğini bir nota ile İstanbul Hükümeti’ne bildirdi. Padişah bölgedeki güvenliğin sağlanması için Mustafa Kemal Paşa’yı 9.Ordu Müfettişliğine atamıştır. Güvendiği arkadaşlarını yanına alan Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da  Samsun’a çıktı.

Bu tarih aynı zamanda Kurtuluş Savaşı’nın fiilen başladığı tarihtir.M.Kemal Paşa bu tarihten itibaren vatanın bütünlüğünü korumak ve milleti örgütlemek için birçok çalışma yapmıştır.(Havza ve Amasya genelgeleri,Erzurum ve Sivas Kongreleri,Temsil heyeti’nin kurulması,Amasya Görüşmeleri,

Misak-ı Milli’nin ilanı,TBMM’nin açılışı…)Ancak bu yazıda daha çok Kurtuluş Savaşı’nın muharebe kısmında durulmuştur.

     

SEVR ANTLAŞMASI

(10 Ağustos 1920)

 

 

     Osmanlı Devleti ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz, Polonya, Romanya, Sırp-Hırvat-Sloven ve Çekoslavakya devletleri arasında imzalanan, Türk’ün ölüm fermanı olarak bilinen bu antlaşma 433 maddeden oluşuyordu.

 

Önemli Maddeleri:

-Osmanlılar’a İstanbul dolayları ve Anadolu’nun küçük bir bölümü bırakılacak.

-Boğazlar tüm devletlere açık olup Boğazlar komisyonunca yönetilecek

-İzmir dahil Ege’nin büyük bölümü ile, Midye – B.Çekmece çizgisinin batısında kalan tüm Trakya Yunanlılara bırakılacak.

-Doğu Anadolu’da iki yeni devlet kurulacak.(Ermenistan ve Kürdistan)

-Antalya ve Konya bölgeleri ile Batı Anadolu’nun derinliklerine kadar İtalyanların nüfusuna girecek.

-Mersin’den başlayarak Sivas’a kadar uzanan bölgeler Fransızlara bırakılacak.

-Arapların yaşadıkları yerler İngiliz ve Fransız mandasına terk edilecek.

-Osmanlılar ağır silahlardan arındırılmış küçük bir ordu ve deniz birliği bulunduracak.

-Kapitülasyonlar en ağır şekilde yeniden kurulacak.

-Azınlıklara çok geniş haklar verilecek.

-Antlaşma hükümlerine uyulmazsa İstanbul işgal edilecek.

TBMM’nin Sevr Antlaşmasına tepkisi çok sert olup, bu antlaşmayı imzalayanları ve onaylayanları vatan haini saymaya karar vermiştir.Türk Milletine karşı yapılan bir suikast olarak kabul edilebilecek bu antlaşmanın kabulü asla mümkün değildi ve milletin asıl şahlanışı şimdi başlıyordu.

Doğu cephesi savaşları:

       Ermeni sorununun uluslararası bir sorun haline gelmesi, Rusların Berlin Antlaşmasına Ermenilerle ilişkili olarak hüküm koydurmasıyla başlamıştır. Ermeniler Hınçak ve Taşnak adlarıyla terör örgütleri kurarak Ermeni milliyetçiliğini yaymaya, halkı silahlandırarak isyana teşvik etmeye başladılar. I.Dünya Savaşı’nda, Kafkas cephesinin açılması üzerine Ermenilerle Ruslar işbirliğine yönelmişler ve Rusların kışkırtmalarıyla Türkleri katletmeye başlamışlardır. Osmanlı Devleti’nde kışkırtmalar sonucu en son ayaklananlar Ermenilerdir. Bu nedenle, Osmanlılar cephe gerisinin güvenliği için Ermenileri Suriye ve Lübnan’a mecburi göç ettirmiştir(1915). İtilaf Devletleri Sevr’i uygulamaya  koyabilmek için Batıda Yunanlıları, doğuda Ermenileri kullanmışlardır. İtilaf Devletleri, Akdeniz ve Karadeniz’e çıkış kapıları olacak ve sınırları Wilson tarafından çizilecek Büyük Ermenistan düşünü gerçekleştirmek için Sevr Antlaşması’na bir madde koydular.

Rusya’da ihtilal gerçekleşince Ruslar, Doğu Anadolu’da işgal ettikleri yerleri Türklere bırakarak geri çekildiler. Bu arada merkezi Erivan olan bir Ermeni devleti kuruldu (28 Mayıs 1918). Ruslar çekilirken daha Türk ordusu bölgeye ulaşmadan Ermeniler, Rusların yerini aldı ve Wilson ilkelerini kendilerine göre yorumlayarak Doğu Anadolu’nun kendilerine ait olduğunu ileri sürüp, Gümrü, Iğdır, Arpaçay ve Aras’a kadar ilerlediler. Ulusal Kurtuluş Savaşı başlamadan önce Doğu Anadolu’nun Ermenilerin eline geçmesine mani olmak için Doğu Anadolu Müdafaai Hukuk Derneği adıyla bir örgüt kurulmuştu. TBMM Hükümeti 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir’i tam yetkiyle Doğu Cephesi Komutanlığına atadı. 28 eylül 19282de, Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk birlikleri Ermenileri yenilgiye uğrattı. 29 Eylül’de Sarıkamış, 30 Ekim’de Kars ve çevresi Ermeni işgalinden kurtarıldı.

Savaşı kaybeden ve bu arada dostlarından bekledikleri yardımın gelmediğini gören Ermeniler barış istemek zorunda kaldılar. Zira Türk kuvvetleri Gümrü’ye kadar gelmişlerdi. 2 Aralık 1920’de Gümrü Antlaşması imzalanarak savaşa son verildi.

 

 

GÜNEY CEPHESİ SAVAŞLARI

 

-Mondros Ateşkes Antlaşması’nın koşullarına aykırı olarak İngilizler Musul, İskenderun, Kilis, Antep, Maraş ve Urfa’yı işgal ettiler. Fransızlar ise Adana, Mersin ve Osmaniye’yi işgal ettiler.

-Fransa ile İngiltere 15 Eylül 1919’da ikili bir antlaşma yaparak Ortadoğu’yu nasıl paylaşacaklarını belirlediler. Irak ve Filistin İngiliz Mandası, Suriye, Lübnan da Fransız Mandası altına sokuldu. Antep, Maraş, Urfa da el değiştirerek Fransa’ya geçti.Fransızlar buralara yerleştikleri gibi Suriye ve Mısır’dan getirdikleri Ermenileri teşkilatlandırıp Türklere saldırtıyorlardı.

-Ermeni saldırılarına karşı başlayan direniş hareketlerine, Sivas Kongresi’nde bu yöre için Kuvayı Milliye kurulmasına karar verilerek, halkın da katılımı sağlanmıştır.

-Maraş’ta, Sütçü İmam’ın önderliğini yaptığı mücadeleye tüm Maraş halkı katıldı. Maraş’ta tutunamayan düşman şehri terk etmek zorunda kaldı (12 Şubat 1920). Maraş adı TBMM kararı ile 1973’te Kahramanmaraş olarak değiştirildi.

-Urfa şehrinde Ali Saip(Ursavaş) Bey tarafından teşkilatlandırılan Türk direnişi başarıyla sonuçlandı. Fransızlar 11 Nisan 1920’de şehri boşalttılar. Urfa’ya TBMM kararı ile 1984 yılında  Şanlıurfa adı verildi.

-Antep halkı 1 Nisan 1920’de Fransızlara karşı ayaklandı.Üsteğmen Salih’in ‘Şahin’ takma adıyla Kuvayı Milliye Komutanlığına atanması halkı daha da örgütlü bir güç haline getirdi. Hiçbir yerden yardım alamayan Anteplilerin Fransızlara karşı direnişi yaklaşık 1 yıl sürdü. Antep şehri, tüm olanaksızlıkları yaşadıktan ve altı bin şehit verdikten sonra onurundan taviz vermeden 9 Şubat 1921’de düşmana teslim olmak zorunda kaldı. TBMM Antep’in direnişini ödüllendirmek için kente ‘Gazi’ ünvanı verdi.

-Fransızlar halkın direnişleri sonucunda askeri harekatlarını durdurduktan sonra Sakarya Zaferi’nin arkasından TBMM ile Ankara Antlaşması’nı yaptılar ve işgal ettikleri yerleri boşalttılar.

-Antalya, Isparta ve Konya’yı işgal eden  İtalyanlara karşı cephe açılmamıştır. Türk ordusunun Batı Cephesi’nde kazandığı zaferler İtalyanları etkilemiş, Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra Anadolu’yu tamamen terk etmişlerdir.

Sonuç: Ulusal Kurtuluş Savaşımızın Güney Cephesi’ndeki başarıları halk direnişleriyle kazanılmıştır.

 

BATI CEPHESİ SAVAŞLARI

 

     Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın kaderini tayin eden cephe. Düzenli ordunun kurulmasıyla Yunanlılara karşı savaşılmıştır.

 

ÇERKEZ ETHEM OLAYI

 

      Düzenli ordu kurma çalışmaları Kuvayı Milliyecilerden bazılarını tedirgin etmiştir. Bunlardan en önemlisi Çerkez Ethem’dir. Çerkez Ethem Kuvayı Milliye’nin kurulmasına emek vermiş, kendisine bağlı kuvvetlerle iç ayaklanmaları bastırmış, başarılı çalışmaları görülmüştür. Milli Hükümetin kendisine hoş görülü davranması onu şımartmış, TBMM içinde kendine yandaşlar edinerek Ankara Hükümeti’ni rakip olarak görmeye başlamıştır. Yunanlılarla   anlaşarak düzenli orduyla savaşmış, yenilerek Yunanlılara sığınmıştır.

 

 

 

I. İNÖNÜ SAVAŞI

(6 – 10 Ocak 1921)

        Çerkez Ethem’in ayaklanmasının yarattığı ortamdan yararlanmak isteyen Yunan ordusu, 6 Ocak 1921’de Bursa ve Uşak’tan hareket ederek, Eskişehir ve Afyon yönünde askeri harekata başlamıştır. Amaçları, Eskişehir’i ele geçirip demiryolu ulaşımını kontrol altına almak, sonra da Ankara’ya  işgal ederek TBMM’yi dağıtmaktı. Türk ordusu Yunan ordusunu İnönü’de karşılamıştır. Albay İsmet (İnönü)’nün komutasındaki düzenli Türk ordusu 10 Ocak 1921’de kendinden kat ve kat üstün olan Yunan ordusunun ileri harekatını İnönü’de durdurmuştur.  Sonra da Kütahya yönünden ilerleyen Çerkez Ethem kuvvetleri yenilgiye uğratılmıştır.

I.İnönü Savaşı küçük çapta bir savaş olmasına rağmen önemli sonuçlar doğurmuştur.

Bu savaşın önemi:

-Bu muharebenin kazanılmasıyla Türk ulusunun varlığı ve savaş gücünün tükenmediği kanıtlanmış, TBMM Hükümeti’nin yurt içinde ve dışında saygınlığı artmıştır.

-Çoklukla ayaklanma odakları söndürülmüş, yurt içinde güvenlik büyük ölçüde sağlanmış bundan sonra, ülkeye yasalar egemen olmuştur.

-Devlet kuruluşu işlemeye başlamış, vergi toplanması, asker alma işleri yoluna girmiş, daha önemlisi, Devlet’in kendi kaynaklarına sahip çıkması olanağı sağlanmıştır.

-Ordunun geliştirilmesi ve milletin orduya güveni artmıştır.

-Ankara Hükümeti Saltanat Yönetimi’nden üstün olduğunu ve onun yerini alması gerektiğini göstermiştir

-İtilaf Devletleri Sevr’i tekrar görüşmek için Londra’da konferans düzenlemek zorunda kaldılar.

-Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı.

-İstiklal Marşı kabul edildi. (12 Mart !921)

-Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa) kabul edildi.

 

 

 

 

 

 

II. İNÖNÜ SAVAŞI

(23 -31 Mart 1921)

 

       Londra Konferansı’nın barış önerilerinin TBMM Hükümeti’nce reddedilmesi üzerine, İtilaf Devletleri’nin isteklerini zorla Türklere kabul ettirmekle görevlendirilen  Yunanlılar, Bursa üzerinden Eskişehir’e, Uşak üzerinden Afyon’a doğru 23 Mart’ta saldırıya geçtiler.

Yunanlılar, Bilecik’i, İnönü’de Metris Tepe’yi ve Uşak’ı ele geçirmeleri üzerine, TBMM’i Muhafız Taburu cepheye gönderildi.  Böylece güçlenen Türk kuvvetleri karşı saldırıya geçerek Yunan saldırısını püskürttü. Batı Cephesi Komutanı İsmet Bey’in savaş süresince verdiği “mevzilerin kesin olarak savunulması” emri başarının elde edilmesinde etken oldu.1 Nisan 1921’de Yunan ordusu Bursa’ya çekilmeye başladı. Böylece Yunanlılar İnönü’de ikinci kez yenildiler.

Sonuç:

-TBMM Hükümeti varlığını bütün Avrupa devletlerine, resmen olmasa da kabul ettirdi; içte ve dışta nüfuz ve saygınlığı yükseldi.

-Avrupa ülkelerinde, İngiliz ve Yunan politikasına karşı güvensizlik ve muhalefet başladı.

-Ordu mensuplarında, her bakımdan kendilerine güven arttı.

-Bu durum karşısında, Fransızlar Zonguldak’tan, İtalyanlar Güney Anadolu’dan çekilmek zorunda kaldılar.

-Türk ordusunun kazandığı zaferler, İtilaf Devletleri’ni Türkler hakkında yararlı kararlar almaya zorladı.

-II.İkinci İnönü Muharebesi’nin kazanılmasından, Sovyet Rusya ve Afganistan gibi dost devletlerde büyük bir memnunluk duyulmuş ve bu resmen Türk hükümeti’ne bildirilmiştir.

 

KÜTAHYA – ESKİŞEHİR SAVAŞLARI

(10 -24 Temmuz 1921 )

 

       10 Temmuz’da Yunan saldırısı İnönü-Eskişehir, Afyon ve Kütahya hattında geniş bir cephede başladı. Bu durumda M.Kemal Paşa fazla kayıplar verilmeden ordunun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesine karar verdi. Ordu, Sakarya’nın doğusunda toparlanmaya başladı. Yunanlılar da Sakarya Nehri kıyılarına kadar ilerlediler.  Yunanlılar Sakarya Nehri’nin batı tarafında durmuşlar, yeni bir saldırı için hazırlıklara başlamışlardı.

Sonuç;

-Eskişehir, Afyon ve Kütahya elimizden çıkmıştır.

-Meclis tarafından M. Kemal 5 Ağustos 1921’de başkomutan seçilmiştir.

-M. Kemal ayrıca üç ay süreyle meclisin yetkilerine de sahip olacaktı.        

M. Kemal ilk iş olarak ordunun gereksinimlerinin sağlanması için 7-8 Ağustos 1921’ de Tekalif-i Milliye Emirleri (Ulusal Yükümlülükler) yayınladı. Tekalif-i Milliye emirlerinin uygulanmasında çıkacak aksaklıkları ortadan kaldırmak için çeşitli yerlerde İstiklal Mahkemeleri açıldı.

 

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ:

(23 Ağustos – 12 Eylül 1921 )

 

      23 Ağustos – 13 Eylül 1922 tarihleri arasında yapılan. Türk milleti için bir ölüm kalım savaşı olan Sakarya Meydan Muharebesi; Kurtuluş Savaşı içinde kader tayin edici olmuştur.

Bu savaştan önce Yunanlıların başlıca hedefi; Ankara yönünde ilerleyerek, Türk Ordusunu yok etmek ve Kurtuluş Savaşı’nın sembolü ve direniş merkezi haline gelen Ankara’yı ele geçirmekti. Böylece Türk azim ve direnme gücü yok edilmiş olacaktı. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün emir ve komutasında, Türk ulusunun kanıyla yapılan ve dünya harp tarihine “en uzun meydan muharebesi”; Türk Kurtuluş Savaş’ı tarihine de “subay muharebesi” diye geçen Sakarya Destanı 21 gün 21 gece devam etmiş ve 13 Eylül günü Yunanlıların Sakarya Nehri’nin doğusunu tamamen terk etmesiyle son bulmuştur.

Başkomutan Mustafa Kemal, Sakarya Meydan Muharebesi sırasında ülke savunmasını şu şekilde ifade etmiştir. “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O sathı bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanı ile ıslanmadıkça bırakılamaz. Onun için küçük, büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir; fakat, küçük büyük her birlik durabildiği noktadan yeniden düşmana karşı cephe teşkil edip muharebeye devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda kaldığını gören birlikler, ona uymaz; bulunduğu mevzide sonuna kadar durmaya ve direnmeye mecburdur”’

Taarruz inisiyatifinin Türk Ordusu’na geçmesini sağlayan Sakarya Zaferi, TBMM hükümetine siyasi başarı kapılarını aralamış Türk milletinin özgürlüğünü ve vatanını kurtaracağı inancını da kuvvetlendirmiştir.

Sakarya Savaşı sonunda; Türk Ordusu’nun 1683 yılındaki II.Viyana yenilgisinden beri süregelen çekilmesi sona ermiştir. Bu savaş, Türk ordusu’nun son savunma savaşıdır.

-Düşman 10 Eylül’de karşı taarruzla Afyon-Kütahya hattına kadar atılmıştır.

-Savaş Türk ordusunun üstün zaferiyle sonuçlanmıştır.

Sonuçları:

-Ulusal Kurtuluş Savaşının son savunması savaşıdır.

-Düşmanın saldırı gücü tükenmiş, Türk topraklarını ele geçirme istek ve umudu yok olmuş, savunmaya geçmişlerdir.

-Bu savaşa Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü Paşalar katılmıştır. Subaylar savaşıdır.

-M. Kemal’e mareşallik rütbesi ve Gazi ünvanı (19 Eylül 1921) verilmiştir.

-Sovyetler Birliği ile Kars, Fransızlarla Ankara Antlaşmaları imzalanmıştır.

-TBMM Anadolu’da kesin egemenlik sağlamıştır.

-TBMM’nin yaşama ve varolma mücadelesindeki en büyük başarısıdır.

 

BÜYÜK TAARRUZ

(26 Ağustos-30 Ağustos 1922)

 

Hazırlık: Başkomutan M.Kemal düşmana kesin darbeyi indirmek için hızlı biçimde hazırlıklara girişti.

-Doğu ve Güney cepheleri tam anlamıyla güvenlik altına alındığından buralardaki birlikler tam bir gizlilik içinde Batı’ya kaydırıldı.

-Ordunun eksiklikleri giderildi.

M. Kemal Haziran 1922’de taarruz kararı aldı.  6 Ağustos 1922’de orduya gizlice taarruz için hazırlanması emri verildi. M.Kemal Akşehir’e gelerek komutanlarla toplantı yaptı. Toplantıda 26 Ağustos taarruz günü olarak belirlendi. Taarruz Afyon’un güneyinden Dumlupınar yönüne doğru baskın şeklinde başlayacak ve sonra da meydan savaşına dönüştürülerek düşman kuvvetleri tümüyle yok edilecekti.

26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30 da topçularımızın ateşiyle Kocatepe’den taarruz başladı.Başkomutan Mustafa Kemal de bu esnada taarruzu Kocatepe’den sevk ve idare ediyordu. Siklet merkezi 1 inci Ordu da olmak üzere, 1 inci Ordu güneyden, 2 inci Ordu kuzeyden taarruzla, harekat kısa sürede başarılı bir şekilde gelişti. Yunan savunma hattı parçalandı. 26/27 Ağustos gecesi Yunan mevzileri ele geçirildi. 27 Ağustos’ta Türk Ordusu Afyon’u Yunan işgalinden kurtardı. Dumlupınar mevzilerine çekilen düşmana karşı 29 Ağustos’ta taarruz eden ordumuz, 30 Ağustos’ta Yunan ordusunu tamamen kuşatarak büyük bir kısmını imha etmiştir. Düşman Başkomutanı General Trikopis esir alındı. Kütahya’da düşmandan temizlenmiştir. Bu savaşı Başkomutan Mustafa Kemal doğrudan kendisi yönettiği için bu zafere “Başkomutanlık Meydan Savaşı” denir.

Yunan ordusu, Başkomutan Mustafa Kemal’in 1 Eylül 1922’de, Türk ordusuna verdiği, “Ordular ilk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.” emri ile İzmir’e kadar kovaladı. Yunan işgalindeki tüm yerler tek tek kurtaran Türk ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. 18 Eylül 1922’de Batı Anadolu’da tek bir düşman askeri kalmamıştır.

Sonuçları:

-Bu zafer, milletin kendine güven duygusunu yükseltmiş, milli kudret ve yeteneğin yeniden canlanmasını sağlamıştır.

-Bu zafer, yeni Türk Devleti’nin temeli, uygarlık yolunun en büyük köprüsü olmuştur.

-Öldüğü sanılan ve mirası paylaşılmaya yeltenilen Türk milletinin yaşama hakkı ve yeteneği olduğu dünyaya kabul ettirilmiştir.

-Bu zafer ile Misak-i Milli gerçekleştirilmiş, bütün düşmanlar topraklarımızdan atılmıştır.

-Bu zafer, Mudanya Ateşkes antlaşması ile Lozan Konferansı’ndaki beklentilerimize esas teşkil etmiştir.

-Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Anadolu’nun sonsuza kadar Türk yurdu olarak kalacağı bütün dünyaya kanıtlanmıştır.

 

MUDANYA ATEŞKES ANTLAŞMASI

(11 Ekim 1922 )

 

      İzmir’in kurtarılmasından sonra, Türk ordusu, Boğazlar, İstanbul ve Trakya’nın geri alınması için o tarafa yöneldi. Bunun üzerine İtilaf Devletleri ateşkes görüşmelerine başlama isteklerini TBMM’ne bildirdiler.

3 Ekim’de Mudanya’da başlayan ateşkes görüşmelerine Türk temsilcisi İsmet Paşa gönderilmiştir. Yunanistan görüşmelere katılmamış, sonradan ateşkes metnini imzalamıştır.

 

LOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI

(24 Temmuz 1923)

 

      Lozan Barış Antlaşması’na Göre;Yeni Türk Devleti’nin uluslararası alanda bağımsız, bütün diğer devletlerle eşit, şerefli bir varlık olduğu kesinlikle tanınıyor ve Osmanlı Devleti’nin sona erdiği kabul ediliyordu.Bu Antlaşmanın Türk Milleti bakımından önemini en güzel şekilde Mustafa Kemal Paşa’nın şu sözleri ifade etmiştir: “Bu antlaşma Türk Milletine karşı,yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastin, sonunda neticesiz bırakıldığını ifade eder bir vesikadır.”

  

categoria Kategori: Tarih ile ilgili makaleler | commentoYorum (yok) data24/5/2008







Milli Eğitim